Drogba ve Burak sahada olacak. İki santrfor olarak. Arkalarında
Sneijder... Ve onun arkasında Hamit-Melo - Selçuk üçlüsü... Galatasaray
%90 böyle oynayacak. Fatih Terim’in planları son ana kadar değişebilir. Bu
bilinen bir gerçek. UEFA finalinde antrenman sahasında Arif’in gözlerine
baktığı an onun 11’de olmasına karar vermişti Terim. O an. UEFA 2008’de
her şeyin, dizilişin kadronun vs. nasıl an ve an değiştiği ise net olarak
aklımızda. Terim’i Terim yapan da, bazen beklenmedik yenilgileri getiren de
bu tarzdır. Bütün bunları aklımda tutarak şunu açıklıkla
söyeleyebilirim. Terim’den aldığım izlenim bu. Net olarak söylemedi belki ama
söylediklerinden çıkardığım Galatasaray’ın böyle oynayacağı. 4-3-1-2...
Galatasaray bu dizilişle olamasa da bu oyun mantalitesiyle başarılı
olabileceğini Antalya maçında gösterdi. Defanstaki sıkıntılarını orta saha
presiyle sıfırlayabileceğini yani... Antalya maçında görüldü ki Galatasaray’ı
orta sahada pasla geçmeye çalışanın başı ağrır. Bu oyunda iki temel durum
önemli. Drogba oyununu değiştirip en azından Sneijder’e Burak’la brlikte yardım
etmek zorunda. Tıpkı Hakan Şükür’ün yaptığı gibi. Aksi taktirde Hollandalı daha
da geriye çekilmek zorunda kalır. Selçuk’un oyuna katılımı düşer. Ondan Umut
olması beklenmez kuşkusuz. Ama en azından yarısı olması bekleniyor.
Burak Yılmaz ‘fenomen’
Drogba transferi Burak’ı
kamçılamış... Böyle diyorlar. Peki 7 golün 6’sını atarken kim kamçılıyordu
Burak Yılmaz’ı. Geçen sene 30 golü geçerken.
Açık söyleyeyim birisi
birisini kamçılayacaksa, kamçılayan Burak kamçılanan Drogba olur. Çünkü Burak’ı
geçmek şimdi hiç kolay değil. Drogba için dahi. Burak’ın bir felaket olarak
tanımlanabilecek ilk profesyonellik yılları onun kamçısı. Hakkında var olan
imaj. Kendi yarattığı imaj onun kamçısı... Hergün kendisini aşmak
zorunda. Çünkü ağzıyla kuş tutsa olmuyor. Futbolu bıraktığı güne kadar bu
tartışma sürecek. Ama arkasından olağanüstü ‘fenomen’ bir kariyer
bırakacak. Ne olursa olsun işi zor olan Drogba, Burak değil...
Fenerbahçe 4-4-2
Fenerbahçe’nin dünya çapında 4
kutu (ceza sahası) içi ve çevresi santrforu var. Aykut Kocaman ayrıca
4-2-3-1’in 3’lüsünün iki kanadına maliyetli tranfserler yaptı. Burası içinde
ismi olan üç oyuncu alındı ama istenen verim alınamadı. Krasiç, Stoch ve Dia’dan
bahsediyorum. Bu oyuncuların hiçbiri tutmadı. Şimdi kutu içine aldığı
oyunculardan kenar adamı çıkarmaya çalışıyor. Kuyt ve Sow’la bu işi yapıyor.
Kuyt ceza sahasından bu kadar uzakta oynayacak teknik donanıma sahip değil.
Kayboluyor. Sow ise doğal olarak sürekli içeri kaçarak var oluyor. Bunun
sonucu olarak MİY maçının ilk 45 dakikasında arkasındaki Ziegler tüm kanatta tek
başına kaldı. 71’den sonra ise Gökhan Gönül. Halbuki 4 kutu oyuncusundan
2’sinin sahada olduğu bir oyunun daha kompakt olması mümkün. Bunu MİY maçının 45
ile 71’inci dakikaları arasından açıkça gördük. Dolayısıyla Webo ve
Sow’un çift santrfor olduğu. Kuyt ve Baroni’nin yedekte beklediği bir oyun lazım
şimdi. Böylece kademeler net oturuyor. Kaptırılan toplara anında basmak
mümkün oluyor ve istenen sağlanıyor. Yani akın süreklikliği. Büyük takımlara
lazım olan budur.
Milli takıma gerek yok
mu?
Geçen hafta NTVspor’da söyledim sonra da bu sayfada Türk
Mill takım oyuncularının Türkçe konuşması gerekir diye yazdım. Tartışma çıktı.
Kimin ne dil konuşacağına karışacak değilim. Kürtçe, Zazaca, Lazca bir dolu
Anadolu dili var. Herkes istediğini konuşsun. Sorun yok. Yarın öbür gün
toplumsal kontrat başka bir karar varır o zaman o durumu tartışırız. Bunlar
önemli değil. Ancak bugün. Bu toprağın dışında bir dilin Milli Takım’da resmi
bir dilmiş gibi konuşulması kabul edilemez. Buna dünyada hiçbir ulusal takım
müsaade etmez. Hiç uzatmadan söyleyeyim eğer milli dili konuşmaya gerek yoksa
Milli Takım’a da gerek yoktur. Cesur olun bunu
söyleyin...
Büyüklerin büyüklüğü
Drogba
tranfserinin ardından iki demece bakın: Terim ‘Aramıza bir aslan daha
katıldı ‘ diyor. Oyuncuyu överek ama diğerlerinin takımı buraya getirenlerin de
hakkını vererek. Onları eşitleyerek. Bazı yöneticilerin söylediğiyise ‘Bu
transfer Galatasaray’ın büyüklüğünü gösterir’ Büyük takımların transferler
büyüklük sağlaması yapmaya ihtiyacı olmaz. Onlar oyuncularını teknik
heyetlerini büyüterek büyürler. Galatasaray Burak Yılmaz’la büyüktür. Onu ve
ondan öncekileri dünya sahnesine çıkararak büyümüştür, büyüyecektir. Büyük
oyuncuları alanlar sadece zengin takımdırlar. Büyük oyuncu performansları
yaratanlar ise büyüktürler. Drogba’nın yanına dizilip halkı selamlayanlar
büyük yönetici değildir. Sadece zengin veya zenginleşen yöneticidir. fanatik |